montessori de kozmik eğitim üzerine harika bir araştırma yazisi

MONTESSORİ YAKLAŞIMI VE OKUL ÖNCESİNDE FEN EĞİTİMİ
Sema BÜYÜKTAŞKAPU
Mevlana Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü,  Yeni İstanbul Cad. No: 235 42003 Konya

Yıl: 2012, Cilt:5, Sayı:3, Sayfa: 19-25
ÖZET
Erken çocukluk dönemi, gelişimin en hızlı olduğu ve hızlı bir değişimin gerçekleştiği zamandır. Bu döneme özgü çocuğun gelişimini ve eğitimini açıklamaya çalışan pek çok kuram vardır. Okul öncesi eğitimde etkili olan kuramcılardan biri de Maria Montessori’dir. Montessori eğitimi, çocukları kişisel gelişimleriyle birlikte; uyumlu sosyal ilişki, doğa ile uyum ve son olarak güzel bir yaşam için bütünsel olarak geliştirmeyi hedeflemektedir. Montessori bu düşüncesini “Doğa hayatın öğretmenidir. Onun gittiği yolu izlemek gerekir.” sözüyle vurgulamaktadır. Ülkemizde Montessori Yöntemine karşı ilginin oldukça eskiye dayalı olduğu ancak yaygınlaşması açısından dünyanın diğer ülkeleriyle kıyaslandığında kısmen geç kalındığı söylenebilir. Okul öncesi fen öğretiminde Maria Montessori’nin görüşleri, materyalleri ve etkinlik örnekleri ile ilgili literatür araştırmasının alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışmada Montessori Yönteminde fen eğitimi ayrıntılarıyla incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Okul Öncesinde Fen Eğitimi, Montessori Yaklaşımı, Kozmik Eğitim
MONTESSORI APPROACH AND SCIENCE EDUCATION IN PRESCHOOL
Abstract
Early chilhood period is the fastest time of the development and changes. There are many theories to explain childhood development and education of this period. Maria Montessori is one of the effective theorists in preschool education. Montessori education aims of improving children in a holistic way alongside with individual growth, harmonies social relations and nature and lastly a happy and prosperous life. Montessori stresses her view in such a way that “nature is the teacher of life. We should follow this way”. The interest in Montessori’s approach is quite old; however, in terms of her method becoming popular in our country, we are far behind comparing with the other countries. We believed that the research of literature on Montessori’s view, materials and examples of activities will contribute to the concerning field. Thus, in this paper, science education in Montessori Approach is studied in detail.
Keywords: Preschool Science Education, Montessori Approach, Cosmic Education

1. Giriş
Montessori yönteminin özü, çocuğa önceden hazırlanmış bir çevrede kendi kendini geliştirebileceği şekilde hareket ve faaliyet özgürlüğü tanımasıdır (1,2). Montessori yönteminin kilit düşüncesi ise ilk kez 1935 yılında Londra’da sunulan Kozmik Eğitim’dir (3,4,5).  Kozmik eğitim, tam olarak bilimsel yolla olmamakla birlikte doğa ile ilgili tüm konuları ele almaktadır. Bu konular geniş bir alanı kapsamakta ve manevi bir bakış açısı içermektedir. Bir başka ifadeyle, kozmik eğitimin ana unsuru sadece diğer insanlara değil aynı zamanda doğadaki maddelere ve sisteme karşı gösterilen saygı ve düzendir. Montessori, kozmik eğitim ile doğanın değerini ve gizemindeki bazı şeyleri çocuklara öğreterek doğayı sevdirmeyi hedeflemiştir (4). Böylece çocukların bütün evren içinde kendilerini bir yere ait hissetmelerine yardımcı olmaya çalışmaktadır.
Montessori evreni, din ve ulusların oluşturduğu sınırların ötesinde ortak bir kaynak olarak göstermektedir. Bütün evrenin birbirine bağlılığını gösterebilmek için galaksi, samanyolu, güneş sistemi, gezegenler, dünyamız ve dünyanın oluşum aşamaları, ilk canlı türleri, bütün bitki çeşitleri ve en son olarak insanlar ile ilgili çalışmalara yer vermektedir (6). Bu çalışmalar aracılığıyla çocuklarda başkalarının duygu ve düşüncelerine saygı, dış dünyadaki nesnelere olan sevgi ve ilgi (diğer bir ifadeyle; çevre sevgisi) duygularını geliştirmeye çalışmaktadır  (7).
Montessori’ye göre çevre sevgisini oluşturabilmek için çocuk; doğanın düzeni, uyumu ve güzelliğini anlamalı ve bundan mutluluk duymalıdır (8). Montessori sınıflarında çocuğun doğayı, dünyayı anlama ve öğrenmesi için yapılandırılan alan “ Kültür Alanı” olarak adlandırılan alanla direkt olarak ilişkilidir. Bu alandaki aktiviteler biyoloji, coğrafya, tarih ve bilim üzerine odaklanmaktadır (9).
Biyoloji:  Doğa masası (Mevsimleri ve çocukların ilgilerini yansıtan), Kuş, vahşi, evcil, deniz hayvanları, çiftlik gibi modeller, bitki ve hayvan resimleri, hayvan ya da bitkilerin bölümlerini tanımlayan kart ve yap-bozlar, canlıların yaşam döngüsünü gösteren grafikler.
Coğrafya  Kara, hava, su kutusu, kıtaları kara parçalarını ve suları gösteren küre, ülkelerin kalıpları ve kartları, dünya yapboz haritası ve tek tek kartları, dünyadaki hayvanlar, ülkelerin bayrakları, dünyadaki çocukların ve ailelerinin resimleri, onlara özgü nesnelerin koleksiyon kutusu, harita oyunu,
Tarih Çocuklara zaman kavramını tanıtmak amacıyla takvim, zaman çizelgesi, kronometre
Bilim  4 element (toprak, su, hava, ateş), mıknatıs, elektrik (9)
2. Değerlendirme
Bu temel 4 alanla ilgili olarak Montessori sınıflarında aşağıdaki bazı çalışma alanları bulunmaktadır.
Makine müzesi:  Eski makineler hem günlük yaşamdaki uygulamalar için hem de parçalarını sökmek ve onların temel mekanizmalarını keşfetmek için ulaşılabilir olmalıdır. Bu makineler yayıkları, el aletlerini, şarap sıkma makinelerini, bir çamaşır makinesini, dondurma makinesini, fenerleri içerebilir.
Bina yapımı ve tamir:  Mülk içindeki binaların bazı durumlarda yetişkinlerin yardımıyla yapılabilecek, bakıma ve onarıma ihtiyacı olacaktır. Ayrıca küçük hayvan barınakları ve sera yapılarının inşasında öğrencilerden yardım alınabilir.
Organik çiftçilik:  Program bahçe düzenlemeyi, tarımsal çalışmayı, ürün rotasyonunu, gözlemi, toprak işlemeyi, toprak verimliliğini, tohum ekmeyi, bitkiyi bir yerden alıp başka bir yere dikmeyi, hasadı, pazarlama ve pazar stratejisini, bütün yıl devam eden çiftçiliği, bahçe araçlarını kullanmayı içerir (10).
Bu alandaki aktiviteler çocuklara gözlem yapma, keşfetme fırsatı sunmaktadır. Montessori müfredatındaki konular ile ilgili yürütülen projeler kapsamında geliştirilen öğretmen yapımı materyaller bu alanda bulunmaktadır (9). Bu materyaller, çocukların zihinsel yeteneklerinin gelişimine yardımcı olmak için mümkün olduğu kadar beş duyusunu kullanarak duyusal çalışmalar yapma, çalışmalarda sık sık tekrarlar yapma ve materyallerin el ile kullanımına imkan sağlamaktadır (4). Bu materyallerin çoğu bireysel ya da küçük grupların kullanımı için tasarlanmakta ve gerektiğinde yetişkin tarafından desteklenmektedir. Bu materyallerin çok azı büyük grup eğitimine uygundur. (9).

Montessori bu materyaller ile önceden hazırlanmış çevrede çocuklara özgürlük tanımaktadır. Bunun anlamı şu kısa öyküde gizlidir:
Montessori çocuk evlerinden birinde çalışmaları izleyen bir konuğun çocukların dilediklerini, hoşlarına gideni yaptıklarını söylemesi üzerine öğrencilerden biri şöyle cevap verir: “Özür dilerim, efendim, biz hoşumuza gideni yapmıyoruz ki. Yaptığımız şey hoşumuza gidiyor bizim.” (11,12).
Bu materyallerden hangisiyle çalışacağına çocuğun karar vermesi ve ilgileri doğrultusunda belirlenen aktiviteler aracılığıyla çocukların zihinlerinin genişletebileceğini düşünen Montesori, öğrenme alanındaki aktivitelerinin çoğunu çocuklar ile birlikte planlamış ve yetişkin tarafından belirlenmekten ziyade çocukların ilgisi üzerine yapılandırmıştır (9).
1907’den itibaren eğitim müfredatını her çocuğun kendi ilgisi üzerine odaklandırılan Montessori, çok geçmeden küçük çocukların beklenen kapasiteden çok daha fazlasını yapabileceklerini düşündüğünden dolayı, 36 yaş çocukları için müfredatını genişletmiştir (8). Tarih, coğrafya, bilim, sanat, müzik küçük çocuklara öğretilmiştir. 1948’de Montessori çocuğun, psikolojisine uygun kabul edilebilir duruma getirilen her şeyi anlayabileceğini ifade etmiştir (13)
Montessori, müfredatındaki konuları belirlerken çocukların yaş grubu ve ilgilerinin yanı sıra duyuları aracılığıyla öğrenimini tamamlaması ve geliştirmesini sağlayan gerçek tecrübelere imkan sağlayacak konular olmasına dikkat etmektedir (9).
Montessori öğretmeni bu konuları öğretirken çocukların duyusal araştırma ve uygulamalı etkinlik aracılığıyla gerçekle yakın ilişkiye geçmesini sağlamaktadır (14).
Ayrıca çocuklara evreni tanıtırken bütün kültürel faktörlerin tanıtılabileceğini, ancak müfredatın tamamen kültürel faktörlerin detaylarıyla oluşturulmaması gerektiğini; çocuklarda merak uyandıracak kadar yer verilmesi gerektiğini vurgulamıştır (13). Montessori’ye göre çocuklar yaprakların şekilleri, çiçeklerin rengi ya da böceklerin vücutları arasındaki gibi küçük farklılıklara duyarlı olduğundan dolayı; sunulan herhangi bir obje, verilen herhangi bir fikir, gözlem yapmak için herhangi bir davet çocuklarda merak duygusunu uyandırabilmektedir (15).
Bunun net bir örneği olarak Montessori, bitkinin bölümlerinin öğretildiği bir etkinliği şöyle anlatmaktadır.
“ Biz bitki köklerinin sınıflandırılmasını kitapta inceledikten sonra ve duvarda asılı resimleri gösterdikten sonra küçük çocuklar bu resimlerin ne olduğunu sordular. Çocuklara açıkladıktan sonra bahçede köklerinden koparılmış pek çok bitki bulduk. Bazı çocuklar bu fikirden etkilendi ve bütün bitkilerin köklerini görmek istediler. Biz bunun uygun olabileceğini düşündük. Bitkilerin köklerini incelemek için söktük. Daha sonra çocuklar köklerin şekillerini daha iyi inceleyebilmek için yıkadılar.” (16).
Montessori öğretmenlerinden Mrs. Latter küçük çocukların gübrelerin içindeki böceklerin hareketlerini gözlemlediklerini, solucanlarla korkmadan ve doğadan kendini soyutlamadan rahatlıkla ilgilendiklerini vurgulamaktadır. Çocuğun bu doğal merak duygusu, onun canlılara karşı güven geliştirmesini, dahası sevgi oluşturmasını ve kainat ile özdeşleşmesini sağlamaktadır (15).
Montessori’ye göre, çocuklarda doğaya karşı bu güveni ve sevgiyi geliştirmek; dünyadaki diğer canlıların çeşitliliğindeki sonsuzluğu ve güzelliği keşfetmesini sağladığından dolayı ancak çocukların canlı varlıkları beslemesiyle sağlanabilmektedir. Bu nedenle Montessori “ Çocuk Evi” nde hayvan besleme ve bitki yetiştirme çalışmalarına büyük önem vermiştir. Burada bazı kümes hayvanlarını besleme çalışmaları yürütmüştür. Bu etkinliklerde çocuklar hayvanlar için özel hazırlanmış alanda hayvanların su ve samanları vererek hayvanları beslemişler ve daha sonra kapıları kitleyerek sınıflarına geri dönmüşlerdir. Montessori bu etkinlikler esnasında çocukların çok mutlu olduklarını gözlemlediğini belirtmiştir. Montessori ayrıca “Çocuk Evi”nin balkonunu düzenleyerek çiçek dikme etkinlikleri yapmıştır. Çocukların bu çiçekleri dikme esnasında çok mutlu olduklarını ve sonrasında çiçekleri sulamayı hiç unutmadıklarını belirtmiştir. Günümüzde de bütün Montessori sınıflarında hem bahçede hem de sınıfta bitki ve hayvan yetiştirilmektedir. Çocuklar menekşe, sümbül, ya da gül yetiştirirken toprağa bir tohum ya da çiçek soğanı yerleştirmekte ve onu düzenli olarak sulamaktadır. Ya da meyve veren bir ağacı dikmekte ve küçük bir çabanın değerli bir ödülü olarak doğanın cömert bir hediyesi olan olgunlaşmış meyveleri toplamaktadır (15).
Montessori’ye göre bu süreçte ilk olarak çocukların yaşamdaki olayları gözlemleme becerisi gelişmektedir. Canlıların gelişimlerini gözlemlerken zamanla çocukların merakı canlıların gelişimine odaklanmaktadır. Bu aşamada çocuk, anne ve öğretmeninin ona sunduğu bakım ve ilgiyi gözlemlediği canlıya uygulamaya başlamaktadır. Böylece çocuk bitki ve hayvanlara saygı duymayı, öğretmenin ve ailesinin kendisine karşı tutumuyla bağlantılı olarak öğrenmektedir.
İkinci olarak, çocuk bitkinin yaşaması için dikilip sulanması yani insanların bakımına ihtiyacı olduğunu ve kendi çabalarıyla yetiştirdiği bitkilerin, yaşamdaki diğer bir canlı olan hayvanların beslenmesindeki önemini, bitkiler olmazsa hayvanların açlığa maruz kalacağını öğrenmektedir. Yaşamdaki görevinin farkına varan çocuk sürekli tetikte olmaktadır. Dahası annesininkinden ve ona görevlerini söyleyen öğretmeninkinden farklı bir ses olarak sorumluluklarını asla unutmaması gerektiğini uyaran bir ses konuşmaya başlamaktadır. Bu ses onun bakımına muhtaç bir canlının ağlamaklı sesidir. Böylece öğretmen müdahalesi olmadan çocuk ve onun yetiştirdiği canlı arasında bazı davranışları göstermesi için çocuğu teşvik eden gizemli bir iletişim oluşmaktadır. Yani çocukta oto eğitime neden olmaktadır. Çocuklar oto eğitim aracılığıyla sağduyu kazanmaktadır.
Üçüncü olarak, çocuklar sabırlı olma becerisini kazanmakta ve yaşam felsefesi ve bağlılığının bir şekli olarak ümit geliştirmektedir.  Çocuk bir yere tohum koyduğunda ve meyve verene kadar beklediğinde, şekilsiz bir bitkinin ilk görünüşüne baktığında, çiçekten meyveye dönüşmesini izlediğinde, meyvenin olgunlaşması için sabrettiğinde, bazı bitkilerin daha çabuk bazı bitkilerin ise daha geç filizlendiğini gördüğünde, yaprak döken ağaçların hızlı yaşam döngülerini gözlemlediğinde çocuklar öğrendiklerini özümleyerek barışçıl bir vicdanı denge elde etmektedir.
Dördüncü olarak çocukların doğaya karşı duyarlı olma hissi oluşmaktadır. Çalışırken bile çocukların bakımları aracılığıyla gelişen canlılar ile ruhu arasında bir iletişim şekli oluşmaktadır (15). Çocuğun elde ettiği bu ödül onunla doğa arasında sürdürülmektedir.
Montessori sınıflarında çocuklara doğadaki diğer canlıları tanıtmak için kart, çizelge, harita, kitap, modeller kullanılmaktadır. Daha sonra çocuklar öğretmenlerin hazırladığı bu materyaller aracılığıyla sınıfta öğrendiği bu canlıları doğada bulmak için dışarı çıkmaktadır (17).
Çocuklar, bu doğada yürüyüşleri esnasında buldukları ve keşfettikleri nesneleri doğa masasında sergilemektedirler. Doğa masası aynı zamanda okul yolunda veya ailesi ile birlikte yürürken bulduğu yaprak, böcek, kozalak gibi nesneleri sınıfa getirmesi için bir fırsat sunmaktadır. Montessori sınıflarında doğa masası gözlem, keşfetme ve araştırmaları için bir odak noktası olarak hizmet etmektedir. Gerçek tecrübeler kitap, resim ve öğretmen yapımı materyaller ile tamamlanmaktadır. Doğa masası genellikle konu ya da projeleri yansıtmakta ve elektrik, ışık, mıknatıs gibi soyut konuların yanı sıra güneş sistemi, kıtalar, yanardağlar, minik hayvanlar, vücudum, taşıtlar gibi çalışmalarla ilgili nesneler yer almaktadır (9).
Doğa masasında çocukların sadece yakın çevresini öğrenmek için çıktıkları yürüyüşlerde buldukları nesneler değil; aynı zamanda dünyayı keşfetmek için çok daha uzak yerlere yaptıkları gezilerde topladıkları nesneler de bulunmaktadır. Montessori çocukları bağımsız olduklarından dolayı istek ve amaçları doğrultusunda sınıf dışı gezilere katılmaktadırlar.  Kuşlar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen bir çocuk ya da küçük gruplar halindeki çocuklar kuş barınağına, kuş bilimciye ya da doğa tarih müzesini ziyaret etmektedirler. Güvenlik açısından bir yetişkin çoğunlukla gönüllü aile ya da sınıf asistanı çocuklara gezilerinde eşlik etmektedir. Her çocuk ayda iki kez yarım gün ya da tam gün sınıf dışı etkinliğine katılabilmektedir (17).
Montessori sınıflarında çocukların doğayı tanıması ve sevmesi için verilen eğitiminin yanı sıra ruhsal gelişimlerinde kilit bir özellik taşıması nedeniyle barış eğitimi verilmektedir. Montessori bir arada barış içinde yaşamanın temeli olarak bütün insanlığa çocukların anlayış ve saygı geliştirmesinde coğrafya etkinliklerini önemli bir öğrenme aracı olarak görmektedir (18).  Bu etkinliklerde çocukların ülkeleri ve kıtaları öğrenmesi, dünyadaki çocuklar ve ailelerinin yaşamlarındaki benzerlikler ve farklılıkları keşfetmesi için fırsat sağlamaktadır. Montessori öğretmenleri kıtaları ilk önce dünya küresi üzerinden inceletmekte ve daha sonra her bir kıtayı farklı renkle tanımlayan dünya yap-boz haritaları ile çalışarak tanıtmaktadır. Her kıtadan resim ve nesne kolleksiyonları bir kutuda toplanmakta ve çocukların her kıtanın coğrafi özelliklerinin yanı sıra hayvanbitki-müzik-kıyafetlerini yansıtan materyalleri keşfetme ve inceleme fırsatı verilmektedir. Bu kutular çocukların farklı kültürlere karşı farkındalık ve saygı geliştirmelerinde, farklı kıtalardaki kültürleri ve yaşamları tanımalarında temel teşkil etmektedir (9). Ayrıca seyahat hikayeleri anlatılarak coğrafi yerler tanıtılmaktadır (19). Coğrafya etkinliklerinde barış eğitiminin yanı sıra çocuğun hareket ihtiyacı da karşılanmaktadır. Montessori’ye göre bu yaşlardaki çocuklar dünya hakkında aktif tecrübelerde bulunmak için doğal bir içgüdüye sahiptir. Bunun için çocuklar sadece uygulamalı amaçlar için değil aynı zamanda bilgi elde etmek için ellerini kullanırlar (9).
Örneğin; coğrafya etkinliklerinin büyük bir kısmı yap-boz parçalarını taşıma, ülkenin sınırlarını eliyle takip etme, kağıt üzerine çizme, boyama gibi pek çok hareket içermektedir. Ülkeleri öğrenirken yap-boz’un parçalarını ülkenin kendi yerine yerleştirirler. Çocuklar ülkeyi temsil eden tahta parçasının kenarlarına parmakları ile dokunur ve daha sonra kalem ile kağıt üzerine ülkenin şeklini çizerler. Daha sonra çizdikleri ülkenin sınırlarını renkli kalem ile boyarlar. Ülkenin üzerine bayrağını ve ülkenin ismini yazdıkları etiketi yapıştırarak etkinliği tamamlarlar (17).
3. Sonuç
Montessori, insanın  kozmik planı gerçekleştirebilecek tek canlı olduğunu  ve dünyada var olan her şey için sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu duygunun özellikle küçük yaşlardan itibaren uyandırılması gerektiğini ifade etmektedir. Bunun için Montessori yaklaşımında bilimsel gerçekler tek başına öğretilmeyip, kültür, zaman, doğa ve mekan ile bağlantıları kurularak öğretilmektedir. Montessori yaklaşımında bilimsel gerçekler öğretilirken uygulanan bu felsefe okul öncesi fen eğitimine farklı bir bakış açısı kazandıracağından dolayı bu çalışmada ayrıntılı olarak incelenmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin ve öğretmen adaylarının Montessori yaklaşımında kozmik eğitim, barış eğtimi, doğa eğitimi felsefesi ve etkinlikleri hakkında bilgilerini artırmasının ve eğitim programlarına yansıtmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
KAYNAKÇA
TÜBAV Bilim 5(3) 2012 19-25                                                                                   S. Büyüktaşkapu
24
[1] Montessori, M. (1912). The Montessori Method. New York: Frederick A. Stokes Company.
[2] Montessori, M. (1917). Spontaneous activity in education: The advanced Montessori method. New York: Schocken Books.
[3] Haspel, S. (2004). Kosmische Erziehung gestern-heute-morgen,Vom Prinzip der Weiterentwicklung, Das Kind. v. 35. 11 p.
[4] Salvenmoser, I. (2005). Kosmisch denken, kosmischlehren, kosmisch handeln, Das Kind, v. 37
[5] Kaul, C.-D. (2005). Handbuch zur kosmischen Erziehung – ein ganzheitlicher Weg zum verantwortungsvollen Umgang mit Mensch und Natur. MoKa Verlags KG, Tegernsee, 57 p.
[6] Wolf, A. (2004). Maria Montessori cosmic education as anon-sectarian framework for nurturing children’s spirituality. ChildSpirit Conference, Pacific Grove, CA.
[7] Montessori, M. (1933). The Two Natures of the Child, 2nd Lecture of 19th International Course, London, Holland: Association Montessori International, s. 2-3.
[8] Montessori, M. (1966). The Montessori Method, Interoduction. by J. Mc. V.Hunt.Seventh Printing. New York. Schocken Books.
[9] Isaacs, B. (2007). Bringing the Montessori Approach to Your Early Years Practice. New York. Routledge Taylor & Francis Group.
[10] Kahn, D. (1997). The Child and Nature: Set the Children Free, 22nd International Montessori Congress.
[11] Montessori, M. (1965). Dr. Montessori’s Own Handbook. New Dr. Montessori’s Own Handbook. New York. Schocken Books. First published in 1909.
[12] Montessori, M. (1997). Basic Ideas of Montessori’s Educational Theory. Extracts from Maria Montessori’s writing and teachings. Oxford: Clio Press. Originally compiled by P. Oswald and G. Schulz- Benesch. Translated by L. Salmon.
[13] Montessori, M. (1961). To Educate the Human Potential. Madras: Kalakshetra Publications. First publised 1948.
[14] Edwars, C.P. (2002). Three Approaches from Europe: Waldorf, Montessori, and Reggio Emilia. Early Childhood Research and Practice, Vol:4 N:1
[15] Montessori, M. (1964). The Montessori Method. Introduction by J. McV. Hunt.  Newyork: Schocken  Books.
[16] Montessori, M. (1967). The Absorbent Mind. New York: Dell. First published 1949.
[17] Lillard, A. S. (2005). Montessori The Science Behind the Genius. Oxford University Press.
[18] Montessori, M. (1970). Education and Peace. Chicago. Regnery. First published 1932.
[19] O’Donnell, M. (2007). Maria Montessori. Aptara Book

Reklamlar

Montessori’yi birde benden dinleyin…

öncelikle maria montessori kimdir kısaca ona bir bakalım;

maria montessori 1870 yılında İtalya’nın Chiaravalle kentinde dünyaya gelmiştir. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır.

Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. burada ozellikle cocuklar uzerine yogunlasmistir. Idiot cocuklari buyuk insanlarin koğuşundan ayirarak onlara ozel bir bolum hazirlatmis ve kendi ismiyle anilan metodunun ilk tohumlarini burada atmaya baslamistir.

1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. Bu gorevi kabul etmesinin en buyuk sebebi kendi ortaya attigi teorilerin gercekligini kanitlamak idi ve oyle de oldu. Unutulmus, umut kesilmis ve insandan cok bir esya gibi davranilan idiot cocuklari sevgi, ilgi ve el becerileri ile egitmis, bu sure icinde kendi urettigi materyallerle okuma yazma ogretmistir. 8 yasindaki cocuklarin katildigi tum Italya’da yapilan bir sinava bu çocukları da  sokmus ve asil “mucize”yi burada gostermistir. Montessori tarafindan egitilmis idiot cocuklar, sadece sınavı geçmemiş, normal okullarda okuyan normal cocuklarin bir cogundan da daha yuksek puan almistir. Bu, “ilk Montessori mucizesi” olarak adlandirilir.

1896 -1907 yılları arasında sağlık antropolojisi, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam etmiştir. 1907 yılında Roma’nın San Lorenzo bölgesinde, çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi yani Çocuklar Evi’ni kurar.

işte bu ilk çocuklar evinin kurulumu ile montessori metodunu daha da geliştirir, doğal gelişim gösteren çocuklar üzerinde çalışmalarını sürdürmeye ve tüm dünya çapında araştırmalar yapmaya devam eder. kendisi hem antropoloji profesörü hemde doktordur. bu nedenle yapmış olduğu çalışmalar hem bilimsel hemde dünya tarafından oldukça dikkatle takip edilir bir hal almıştır.

Cocuk boyutunda esyalar dunyada ilk kez bu okulda kullanılmıştır. Montessori her cocugun ilgi alaninin digerinden farkli oldugunu gorur. Her cocuk istedigi ve ilgisini ceken konu ile ilgili calisma yapmakta serbesttir.’ Bildiğim ne varsa çocuklardan öğrendim’ der. Cocuklari inceleyerek metodunu her gecen gun biraz daha gelistirir. işte bu ışık doğrultusunda montessori metodu çocukların önderliğinde ve maria montessorinin rehberliğinde günden güne gelişir ve ortaya şimdiye kadar hiç bir eğitim akımında yer almayacak kadar detaylı bir felsefe doğar. büyük bir bilim kadını olarak tarihe geçerek çocuklar için hazırladığı montessori metodunu bu dünyaya miras bırakarak 1952 yılında hollanda da hayata gözlerini yumar.

İşte bunun için montessori eğitimi benim için tamamen bir yaşam biçimi. yaşamınıza katabildiğiniz ölçüde fayda sağlayabilirsiniz. bir okul bir kurum ve bir aile olarak montessori felsefesini uygulayacaksanız eğer bu bir uyum içinde ve bir bütün olarak ele alınmalıdır.

eğitim felsefelerine baktığımızda bir kurumda reggio emillia uyguluyorum aynı zamanda gems etkinlikleri yapıyorum diyebilirsiniz. hatta kurum içinde waldorf sistemine uygun bir atölyeniz bile yer alabilir. lakin montessori eğitimi için bunların hiç birini söyleyemeyiz. montessori başlı başına bir bütündür. parçalanamaz ve öylece bende şusunu uyguladım denilemez. tabiki etkinliklerinden faydalanabilir hatta matematik çalışmalarını uygulayabilirsiniz. lakin gelişim basamaklarını aşarak yapmış olduğunuz bu çalışma ile gerekli yararı faydayı asla alamazsınız. montessori yöntemine göre yapmış olacağınız herhangi bir çalışma ile öncesinde yapılması gereken çalışmaları yapmadığınız için hep bir yanı eksik kalacak ve doğal gelişim düzeni içerisinde bir uyum içinde gelişen etkinlik yerine hazırlanmış bir çalışma ve hazırlanmamış bir çocuk ile yapılmış bir çalışma olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. yani bu konuyu biraz daha açacak olursak montessori materyallerine şöyle bir bakmamız gerekmektedir. montessori materyallerinin bazı temel özellikleri vardır. bunlardan en önemlisi tüm materyaller bir birleri ile bir uyum içerisinde ve bir bağ içerisinde yer alır. yani montessori materyallerinin bir zincirleme reaksiyon etkisi vardır. bu materyaller ile yapılan çalışmalar basitten zora doğru sıralanmış ve her biri bir bütünün parçası olma özelliği taşımaktadır. hiç düşünmediğiniz bir günlük yaşam becerisinin temellerinde belki bir dil eğitimi yada bir kozmik eğitim yatmaktadır. veya bir duyu materyalinin temelinde temel matematik kurallarının yer aldığını belki hiç düşünmemişinizdir bile 🙂 mesela hemen hemen tüm duyu materyalleri 10 parçadan oluşan materyallerdir. pembe kule kahverengi merdiven kulplu kulpsuz silindirler vs vs işte bunların bile onar adet olmasının temelinde duyuların eğitimi sırasında çocuğu matematik eğitimine hazırlamak yatar. bu kadar hassas ve bu kadar imtina ile hazırlanmış bu materyaller dizisinin önemi işte bu nedenle çok çok çok önemlidir.

peki montessorinin pedagojik temelleri nelerdir?

montessori’ye göre her çocuk bir bireydir. ve bu dünyada var olma savaşı veren bu küçük insanların önemsenmesi onlara gereken değerin ve önemin verilmesi en önemli temel unsurdur.

montessori’ye göre çocuklara eğitimde amaç “kendi kendilerine yapabilmeleri için yardımcı olmak” olmalıdır.

“Bana kendim yapabilmem için yardım et!” kuralı unutulmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki doğal gelişime yapılan her müdahale çocuklarda bir zayıflık ve değersizlik hissi yaşamasına neden olur! Işte bu nedenle biz ebeveynler ve öğretmenler hazırlanmış çevre ile onların olabildiğince bağımsız hareket etmelerini desteklemeliyiz. Kendi başlarına yapabilecekleri seyler için onları desteklemeli, cesaretlendirmeli ve onları gerçek hayata, hayatın içinde hazırlanmalıyız! Montessori felsefesinin temelleri iste asıl bu amaca hizmet etmektedir. Öncelik çocuğun kendi benliğini keşfetmesi ve ardından da yaşadığı bu dünyaya kendini kabul ettirebilme savaşıdır. Diğer öğretiler doğal bir devinim olarak kendi kendine gelişir ve devam eder….

bu harkulade felsefenin kurucusu olarak dünya çapında bu görüşü ile bir çığır açmıştır Maria Montessori!  Çocukların bu hayatta var olma savaşı veren küçük insanlar olduklarını ve bu dünya üzerinde onlarında aynı eşit imkanlarla yaşamaya hakları olduğunu savunmuş hatta ilk çocuk haklarının bile temellerini atmıştır!

peki nedir bu hazırlanmış çevre?

hazırlanmış çevre bir yetişkin tarafından yaşadığı çevreyi bir çocuk gözüyle görebilerek hazırlayabildiği çevredir aslında! yani şimdi evinizde kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak yani empati yaparak bir düşünün! lavobaya dilediğiniz gibi erişebiliyor musunuz yada susadığınız da suyumuzu kendimiz alıp içebiliyor muyuz, kendi başımıza kitaplarımızı alıp erişebiliyor muyuz, yada oyuncaklarımıza ulaşıp kendi başımıza oynayabiliyor muyuz? gibi sorular sorarak kendimize ve aynı şekilde onun boyunda ve onun yetilerinde olduğumuzu düşünerek bunlara cevap vermeye çalışmalı ve aldığımız cevaplarımıza göre ortamı düzenlememiz gerekir. buna okullarda birde tabi ki materyallerin sunumları ve hazırlanmışlığı eklenmektedir. bu gün bir çok forumda ve gruplarda tartışmalara konu olan bir nokta da evde hazırlanmış  çevre içerisinde montessori materyallerinin bulundurulup bulundurulmaması konusudur. bu aslında çok ince bir nokta! şöyle ki şimdi maalesef ki her bir ebeveynin çocuğunu bir montessori okuluna gönderebilmeye imkanı yok maalesef bunlar maddi nedenlerin yanı sıra çevresel faktörlerden de kaynaklanabiliyor. örneğin benim kızım da doğumundan bu yana evde montessori eğitimine göre büyümüş olmasına rağmen bizde beylikdüzünde bir montessori okulu bulunmaması sebebi ile bir montessori okuluna gönderemiyoruz henüz. ama bu demek olmuyor ki bu çocuk montessori eğitimi alamaz. bir ebeveyn olarak kendimizi bu konuda yeteri kadar geliştirebilirsek pek ala bizlerde evlerimizde bu felsefeyi uygulayabiliriz. tabiki okulda ki uygulama gibi olamayacaktır. ama bir çocuğun öz bakım becerileri günlük yaşam becerileri ve duyusal gelişimi için evde desteklenmesi kadar faydalı başka hiç birşey olamaz! eğitimin temeli asıl evde başlar! ve montessori felsefesi bu anlamda evde yapılabilecek milyonlarca etkinlik imkanı sunar ebeveynlere! günlük yaşam ve öz bakım becerilerinin yanı sıra duyuların eğitimini geliştirmek için hazırlanmış olan duyu materyallerini de temin ederek fakat mutlaka sunumu için bir eğitim almak şartı ile yada bu konuda kendinizi görsel videolar ile geliştirerek veya en azından dernekler tarafından verilen aile eğitim seminerlerine katılarak yada 2 günlük eğitim seminerlerine katılarak kendinizi bu konuda geliştirmeniz ve doğru şekilde materal sunumlarını öğrenmeniz gerekmektedir. bu anlamda benimde çalışmakta olduğum dernek 2 günlük montessori eğitim seminerleri ve ebeveyn eğitim seminerleri düzenlemekte. bazen bunlar da eleştri konusu oluyor ama bizlerin amacı doğru şekilde montessori felsefesinin yaygınlaştırılmasını sağlamanın yanı sıra aynı zamanda verilen seminerlerle özellikle okul öncesi kuruluşların ve öğretmenlerin ilgisini çekmeyi hedeflemekteyiz! bu anlamda evde montessori uygulanabilir mi sorusuna özetle cevap olarak evet uygulanabilir ancak bu söylediklerin çerçevesinde olacak şekilde olmalıdır.

peki montessori eğitimi alan bir çocukta klasik sistemde eğitim alan bir çocuğa nazaran hangi özellikleri daha çok gelişir? bir diğer merak edilen konuda budur aslında bir çocuk montessori ile hangi kazanımları sağlar?

montessori eğitiminin temel kuralı çocuğun keşif duygularını desteklemeye ve özgür çalışmasına olanak tanımaktadır. bu şekilde çocuk özgür düşünmeyi bağımsızlaşmayı ve hayal gücünü geliştirir.

kendi başına yapabilmesi için desteklenen bir çocuk kendi yerine yapılan bir çalışmanın içinde olan bir çocuğa göre öz güveni daha yüksek ve yeterlilik düzeyini hep bir adım öne taşıyacak kapasiteye sahip olan bir yol izler. hazıra konmuş olmak değil başarmak isteyen bir çocuk olur.

başarı çıtası her zaman daha yüksektir. yapabilirliği desteklenen bir çocuk daha önce bir şeyleri kendi başına yapmış ve başarmıştır bu nedenle bir sonraki içinde başarma iç güdüsü ile ve o inançla başlar! yani başarmak için inanmak başarının bir basamağı ise bu çocuklar başarıya her zaman için daha yakındırlar! ve inançlıdırlar!

merak duyguları asla bastırılmadığı için bir büyük kaşif gibi hem çok meraklı hemde deneyim sahibidirler. temel anlamda bastırılmamış merak duyguları sayesinde hayal güçleri daha gelişmiş ve keşfetmeye daha çabuk yönelirler.

0-6 yaş arası duyuların eğitimi büyük önem taşır çocuk gelişimi açısından montessori metoduna göre de duyuların eğitimine büyük önem verildiğine dikkate alacak olursak yeterli duyusal doygunluk yaşayan bir çocuk ileri ki yaşamında bunun meyvelerini fazlasıyla toplayacaktır.

ayrıca montessori pedagojisine göre emici zihin büyük önem taşır! nedir bu emici zihin peki?

çocukluk döneminde sadece 0-6 yaş aralığında yer alan bu zihin tüm verileri emen bir sünger gibidir. yani çocuk 0-6 yaş döneminde verilen her şeyi alır hatta bazen hiç almıyormuş gibi gözükseler bile aslında herşeyi kaydederler. ve emici zihin 6 yaş itibari ile sona erdiğinde bilinçli zihne geçildiğinde çocuğun artık zihni sadece almak istediğini alır ve daha evvel kaydetmiş olduğu verilerle bunu sentezleyerek kullanmaya başlar. işte bu emici zihin evresi yani 0-6 yaş aralığı çok ama çok önemlidir. çocuğun bilinçli zihin evresine geçmeden evvel doğru şekilde doğru bilgilerle doldurulması büyük önem taşımaktadır. bu emici zihin meselesi gerçekten önemli ve uzun bir konu bu konu hakkında ki notlarımı da sonra sizlerle paylaşacağım. işte montessori eğitim sistemine göre bu 0-6 yaş emici zihin dikkate alınarak yapılandırılmıştır. çocuğun akademik hayatında ihtiyaç duyacağı bir çok konunun temeli bu yaş aralığında çocuğa materyaller yardımı ile verilir. bu nedenle montessori eğitim sisteminde dil ve matematik eğitimi erken yaşlarda ve ileri düzeyde verilir. bu bağlamda montessori eğitimi alan çocuklar eğitim ve öğretim hayatları boyunca daha kolay algılar ve kavrarlar. zaten ilköğretim aşamasına geçişte çocuk neredeyse hazır olarak gelir.

montessori eğitimi alan çocuklar dış dünyaya karşı daha hassas ve daha bilinçli yaklaşırlar. hayata bakış açıları bir parçası oldukları evrene saygıdan geçer. bu nedenle daha duyarlı ve daha özenlidirler.

özgür seçim hakkı ve özgür çalışma imkanı ile konsantrasyon süreleri oldukça uzun olan çocuklardır.

düzene ve güzele ilgi duyarlar.

başkalarına karşı davranışlarından daha hassas davranan ve empati yetisi daha gelişmiş çocuklardır.

düzenli ve tertipli çalışma prensibinden ötürü daha özenli olmaya meğillilerdir.

oto kontrolleri daha fazla gelişmiştir.

bireysel eğitim aldıkları için herhangi bir zorlamaya maruz kalmadıkları için yapılan çalışmalara karşı daha isteklidirler.

montessori ‘ye göre çocukların duyarlılık dönemleri vardır. ve bu dönemlerde çocuklar belli başlı konulara karşı duyarlılık gösterirler. merak ve ilgi ile yöneldikleri bu dönemlerde öğretiler daha kolay çocuğa aktarılabilir ve kalıcı bir öğreti olur. bu nedenle montessori yöntemi bu duyarlı dönemleri dikkate alarak yapılandırıldığı için öğretileri bir ömür boyu geçerliliğini koruyacaktır.

hazırlanmış çevre ve hazırlanmış özel materyalleri sayesinde daha çok deneyim ve öğrenim elde eden bu çocukların kaba motorları ince motorları problem çözme yetileri farklı açılardan bakabilme yetileri daha çok gelişim göstermektedir.

montessori yöntemine göre herşey yaşayarak dokunarak hissedilerek koklayarak yani beş duyu organımızı kullanarak öğrenilir. işin içine duyularımızı kattığımızda da öğretilen öğreti soyut değil artık somuttur! ve bu nedenle daha akılda kalıcı ve devamlılığı olan öğretiler sunar! bu eğitim pedagojisinin temellerine de bakacak olursak cocukların soyut kavramları anlamada ki güçlüğünden bahsedildiğini göreceksiniz. ayrıca zihnin kaydetme yetisinin ancak duyularla anlamlandırılabildiği ölçüde ve yaşanabilir olduğu ölçüde kalıcı olabildiğini göreceksiniz.

yani özetle montessori eğitimi alan çocukların kazanımlarının daha fazla olduğunu yaşayarak öğrendiğini ilgi merak ve keşif duygusu ile öğrenmenin doğal bir süreç haline getirilerek gerçekleştirildiğini görüyoruz.

o zaman bu verilerden yola çakarak acaba montessori eğitimi bize göre mi yada değil mi?

yani aslında burada hassas bir nokta vardır! öncelikle bir ebeveyn olarak siz montessoriyi ne kadar destekleyebilir ve uygulayabilirsiniz? geçmiş yaşantımız da bizlerin çocukluk dönemlerimize baktığımızda aslında çok yakın ananevi öğretileri olmakla beraber ebeveynlerden bazı fedakarlıklar da bulunulmasını ister montessori metodu! bu hazırlanmış çevre gibi yada bir ebeveynin çocuğunun özgürleşmesine izin verirken içindeki evham duygularını bastırmaya çalışmak gibi yada en zor mesela hayatı “slow motion” yaşayabilmeyi kabullenebilmek gibi! biz ebeveynlerin günümüz dünyasında en çok zorlanacağı şeylerden biri olsa gerek! benim bile çoğu zaman zorlandığım bir durum bu! hayatı slow motion yaşayabilmek ne demek! bu benim şahsi deyimim ama çok önemli birşey hayat onlar için bizlerden çok daha farklı çok daha yavaş akıyor. oysaki bizlerin dünyasında herşey acele herşey bir telaş halinde vuku buluyor. biz sürekli olarak bir telaş içinde yaşarken dünyayı onlar ise zaman mevhumu olmadan gayet relaks ve umarsızca yaşamaktadırlar. biz bu karmaşanın içinde çoğu zaman kendimize hakim olamadan herşeyi biran evvel yapmasını isteriz. mesela bizler onun giyinecekse hemen giyinmesini, dişlerini fırçalıyorsa hemen fırçalamasını isteriz, hele ayakkabı ve mont mevzusunda tam evden çıkmak üzeresinizdir ve genelde de hep aceleniz vardır ve geç kalmak üzeresinizdir ve bu defa hadiler çabuk ollar, hatta dur tamam bu sefer ben yaparımlar devreye girer işte bu nedenle hayatımızı onlara göre düzenlemek bazen göründüğü kadar kolay da olmayan bir hal alabilir. işte bu nedenle önce sizin bu eğitim felsefesini ne kadar uygulayabileceğinize hayatınızın buna ne kadar yatkın olduğuna kanaat getirmeniz gerekir. ancak sizler tarafından uygulanabilirliği sağlandıktan sonra çocuklarınıza aktarabilir hale getirebilirsiniz. yani siz ne kadar benimserseniz çocuğunuz da o kadar benimseyecek ve alınan fayda o kadar çok olacaktır. montessoriyi hayatınıza dahil edebildiğiniz ölçüde yarar sağladığınızı görecek ve artık bunu bir yaşam tarzı haline getirmiş olmanın verdiği iç huzuru ve mutluluğu tadacaksınız.

biliyorum epey uzun oldu ama daha değinmek isteyip de değinemediğim çok ama çok şey var 🙂 anca bir fasikül yazsam belki o vakit montessori’yi anlatmayı başarabilirim.

umarım sizlerde okurken bazı sorularınıza cevaplar bulabilmiş ve keyif almışsınızdır…